Obezite
kavramını sokakta birkaç insana sorduğumuzda alacağımız cevap çok nettir. Cevap
veren insanlar obezite kavramının aşırı kilo kavramı ile bütünleştirecektir.
Aslında bu cevabı veren insanların bilgisizliğinden değil, sistemin insanlara
vermeye çalıştığı bilgiyle ortaya çıkmaktadır. Çünkü obezitenin türk dil kurumu
başta olmak üzere birçok yerde yağlanmadan kaynaklanan bir hastalık olduğunu
düşünür. Hatta son dönemde çıkan haberle bunun hale böyle devam ettiğini
görebiliriz. Haberin detayını görmek istersek ;
“"Obezitenin adı değişiyor: Yağlanmaya bağlı kronik hastalık"
Görülme oranı gittikçe artan obezite, tıp dünyasının ve ülkelerin
sağlık politikalarının en çok odaklandığı konulardan bir tanesi haline geldi.
Obezitenin bir hastalık olduğu yönünde birleşen uzmanlar, obezitenin tanımını
“Adiposity-BasedChronicDisease” (ABCD) yani "Yağlanmaya Bağlı Kronik
Hastalık" tanımıyla birleştirmek istiyor.”
Dışarıdan
bakıldığında aslında verilmeye çalışan isim doğru olabilir. Yanı başımızda
kilolu olan bir insan bize göre fazla tüketim yapıyordur. Ya da hiç
hareketlilik sağlamıyordur. Bunlar olayın görünen taraflarıdır sadece. Yani
buzdağının bir de altına olanını unutmamak gerek. Yaşanan sorunun çözümüne
inilmediği sürece çağımızdaki vebanın sonunu getiremememiz gerektiğini bilmek
gerekir. Çünkü tıpta hastalıktan çok hasta önemlidir. Ve Obezite’de ile
mücadele eden herkeste özel bir tedavi sürecinden geçirilmedir. Ezberlenen
diyetler, takılan kelepçeler ve yeni çıkan zayıflama yöntemleri… Tümü sistemin
çarkını döndürmeye yöneliktir. Çağımızda her şey sistemin dönmesi üzerine
kuruludur. Malum petrol nasıl önemli bir yakıtsa, insanlar içinse YAĞ kavramı
da önemli bir yakıttır. Çünkü kişi ne kadar yağlıysa, bir o kadar sistemi
döndürebilecek (paraya) ihtiyacı vardır. Daha çok çok yöntem denemeli, daha çok
pes etmeli ve çıkmazlara sokulmalı. Bu şekilde çözümü kendinde aramak yerine
SİSTEMİN söylediği çözümlerde aramaya devam etmeli.
Çağımızda
bu alanda araştırma yapmış kişiler tarafından bir hükümet politikası olarak
obezite ile mücadeleye şu ana kadar gerçekten görülmedi. İktidara geliş
kişilerinde herhangi bir konuda “sloganlar” bulması o konu için bir çözümden
çok aslında reklam yapma amaçlarından geçer. Ülkeyi yöneten kişiler sahip
oldukları koltukları korumaya almak adına her türlü reklamı mubah
gördüklerinden bunu artık normal karşılamaya çalışıyoruz.Bu dönemdeki iktidar sahiplerinin
de obezite ile ilgili bir politikasının olmamasının en önemli nedeni, obezite
mağdurlarından ciddi anlamda oy potansiyelinin olmadığını düşünmeleridir. Ama
onlara derseniz ki, “Ülkemizde 10 milyon oy verecek durumda obezite halinde
birey var ve artık dertlerine çözüm arıyorlar,” işte o zaman obezite ile
mücadele “seçim vaatlerindeki” yerlerini almaya başlayacaktır.
Bu konudaki
mücadele her obez bireyden aynı şeyi istememekle başlıyor. Tıpkı her öğrenciden
nasıl ki aynı şekilde sınava hazırlanmasını, aynı şekilde ders çalışmasını
isteyemeyeceğimiz gibi, onlardan da aynı uygulamalarla zayıflamalarını
bekleyemeyiz. Fakat bizim ülkemizde çocukluğumuzdan beri herkes aynı eğitimi
almaktadır. Kişinin yeteneği ya da yatkınlığıyla ilgilenmek pek önemli değildir.
Sistemin ezberliğiyle beraber sisteme uyumlu birey ortaya çıkarılır. Neyi ne
için okuduğunu ya da gördüğü pek önemli değildir. İşte obezite sürecini yaşayan
insanlarda aynı sorunu yaşamaktadır. Sistemin kendisinde olanı unutturduğu
başarabilme yetisini bulmalıdır. Onun için kişinin bedensel yaşadığı
semptomlarından çok ruhsal ve zihinsel derinliklerine inilmedir. Çünkü obezite
dediğimiz kavramı sadece yağa sığdırmak doğru olmaz. Önemli olan şey;
bedenimizdeki yağlardan çok ZİHNİMİZİN işleyişini bozan kısımları gözden
geçirmektir. Algımızı değiştirsek, hayatımız değişir.Beynimiz salt gerçeği
değil; algıladığını yansıtmaktadır. O yüzden algımızı değiştirelim, hayatımız
değişsin. Bize ait olmayan bilgiler ışığında bize ait olmayan bir bedenle bir
ömür geçirmeyelim. Sistemin yağlanmış ve çürümüş bilgilerin içinden bu şekilde
çıkarak ÖZGÜR bir bedene sahip olabiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder